Spotline Film Eleştirisi

“Bir çocuğu yetiştirmek için koca bir köy gerekir, bir çocuğa tecavüz etmek için de.”
En iyi film ve en iyi senaryo ödülünü alan Spotlight 2016’da vizyona girmiş olup hollywood filmlerinin uzağında doğal ve gerçekçi hikayesi ile dikkatimizi çekmektedir. Konusu bakımdan gerçek bir hikayeden uyarlanması filmi daha çarpıcı hale getirmektedir. Bostan Globe gazetesinin yeni bir editörü işe almasıyla başlayan film, gelen editörünün bölgede pedofili haberi görmesiyle birlikte yeni bir skandalın gün ışığına çıkmasında kararlıdır. Yeni atanan genel yayın yönetmeni soğuk kanlı bir karakter olan Marty Baron 2001 yazında Globe’un başına geçmek üzere Miami’den geldiğinde, ayağının tozuyla Spotlight ekibini, 30 yıl boyunca düzinelerce çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanan yerel bir rahip hakkındaki bir makaleyi takip etmekle görevlendirir. Ekibimizin usta gazetecileri konunun derinliklerine indikçe olayın sadece katolik kilisesi ile bitmediği devlet kurumlarındaki önemli kişilerin de bu işin içinde olduklarını anlarlar.
Tabiki de elinde güç bulunduran bu insanlar tüm olayları örtbas edecek nedenler bulmuşlardır. Gazetenin üstünde birçok baskı olduğu için bu olayı ortaya çıkarmak kolay olmayacak gibi görünmekteydi. Fakat ekibimizin azimli çalışması, gerçeği ortaya çıkarmak için kendilerini ortaya koyması aslında bir gazetecinin bizlere nasıl bir karakterde olması gerektiğinin ışığını tutmaktadır. Filmi izlerken gazetecinin asıl amacı nedir gibi soruları sormamızı sağlayan sekansları çoğu kişiyi etkilemiştir diye düşünüyorum.
Peki 30 yıl boyunca örtbas edilen konu onca yıl sonra nasıl ortaya çıkmıştır?
Medyanın en önemli yazılı basını olan gazete aslında kitleyi sadece eğlendirip bilgi vermemelidir. Medya toplumu, iktidarı da denetlemelidir. Yeri geldiğinde yasama, yürütme, yargıdan sonra 4. güç olarak ortaya çıkmalıdır. Bütün bu olaylar aslında medyanın bir denetleme organı olduğunu bizim yüzümüze vurmaktadır. Medya İktidar ve din tarafından yönetildiği zaman 4. güç olmaktan çıkar. Noam Chomsky’in “Medya Denetimi” kitabında Lippmann’ın “şaşkın sürü” olarak tanımladığı sürü aslında buradaki diğer gazete kuruluşlarıdır. Bostan Globe gazetesi kendisini kükreyen ve düzene ve hegomanyaya boynunu büken sürüden sıyrılıp medyanın asıl amacı olan denetleme olgusunu ortaya çıkartmaya çalışmaktadır.
Filmde her sekans doğal ve gerçekle ilişkilidir. Örneğin her kilisenin önünde bir çocuk parkı olması sizce tesadüf mü ? Tabiki de tesadüf değil... Spotlight ekibinin papazlar tarafından tecavüze uğrayan insanlarla röportaj yaptığı sekanslarda hemen hemen her zaman arka planda bir kilise görüyoruz, bu da beynimizin arkasında tehdidin ve kilisenin muhteşem gücünün ne kadar yakında olduğunu her an fark ettiriyor. Asıl güç sizde değil, bizim elimizde mesajı gayet açık bir şekilde veriliyor. Bu da aklımıza şu soruyu getiriyor, iktidar medyayı şekillendiriyor mu?
30 yıl boyunca ortaya çıkması engellenen bu olaydan yola çıkarsak sorunun cevabını verdiğimizi düşünüyorum. Karakter dağılıma gelirsek kendimi bulduğum Mike karakteridir. Mike soruşturma için çabalayan, azimli ve yerinde durmayan aynı zamanda duygusal bir karakterdir. Bunun nedeni olayla bir bağ kurmasıdır. Küçükken katolik kilisede büyümüş olması ve filmin sonlarına doğru noel arifesi kilise de çocukların ilahi okurken görünce gözlerinin dolduğunu görebilirsiniz. Aynı zamanda ofiste anlık sinir krizi geçirip gazetecilikte vicdana da yer verilmesinin altını çizdiğini düşünüyorum. Vicdan muhabbeti gazetecilikte çok tartışılan bir konudur. Bir gazeteci realist olurken duyguları ile de hareket edebilir mi ? Bu olgu bizlere Nisan 1994'te dünyanın en prestijli gazetecilik ödüllerinden olan Pulitzer Ödülü Kevin Carter'a verilmesini getirebilir. Diğer bir karakterimiz olan Walter da sert kendinden emin bir patrondur. Fakat filmin sonunda
Walter’a arkadaşı “Bu olay 30 yıl önce yaşandı o zaman nerdeydin” dediğinde Walter derin bir hüzne bürünüyor. Çünkü daha önce delil yetersizliğinden işin peşine düşmüyor, oysa gazetecilik mesleği için küçük bir ışık bile gerçekleri ortaya çıkarma da bir adımdır. Filmin isminden yola çıkarsak zaten ana konuyu anlamakta hiçte zorlanmayacağız, Spot ışığı belirli bir alanı aydınlatırken diğer alanlar karanlıktır. Aslında ellerinde de haber de böyledir. Sadece doğru ışığı doğru alanda yakarsak gerçeği bulup dikkat çekebiliriz. Bazen her yerin aydınlık olması oranın dikkat çekmesini engeller. Fakat karanlığın içinden gelen bir ışık çoğu olaya ışık tutar. Filmin sonunda bu ışık ofise çok güzel bir şekilde düşmüştür. Ofisi binlerce kişi aramaya ışığın altında ses olmaya karar vermişlerdir. Bir spot ışığının yanması binlerce ışığın yanmasına yol açmıştır. Gazetecilerin yapması gereken tek şey spot ışığını açarken hiçbir olgunun altında ezilmeden, din, devlet hegomanyasondan kurtulup ışığı açmaları yeterlidir.